Kenan's profileKENAN CANPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
KENAN CANLIVE MSN PAYLAŞIMLARI EsintilerESİNTİLER
Şuan öyle garibim ki , öyle ağlamaklı ve mahzun, belki ağlamak için bahane arıyorum, ufak bir yel değse kendimi bırakı vereceğim. Bu çözüm olmayacak elbet, hafifletmeyecek bu yoğunluğumu, bu an öyle önemli bir an ki nadir anlardan biri ve cok nadir yakalar bulur, benide buldu keşfetti , ağırlığını düşüncelerimde, bedenimde, yutkunmaya zorlanan bogazımda ve uzaklara odaklanmış, karanlıkta parıldayan ışıklara bakıp bakıp sulanan gözlerimde hissediyorum.
Damlalar agır agır akıverirken, parıldayan ışıklara bakıyor ve saniyeler içinde tüm düşüncelerimi, şuanki zamandan öncesini hayal ediyorum. Güldüğüm, tebessümler saçtığım zamanlarımı hatırlayabiliyorum, çocukluğumu ve çocukluk arkadaşlarımı, deliler gibi koştuğumuzu, o kadar masum ve düşüncesiz günlerimizi. Çocukluğumda bile çok ağladığımı hatırlıyorum, sesimin çıkmadığını, hakkımı savunamadığımı, içime atıp ağırlığında ağladığımı çok iyi biliyorum, o zamanlar sesimi çıkaramaz ağlardım şimdi çıkarıp ağlıyorum, hala hakkımı savunamıyorum ama gülüp geçiyorum, aklımda o kadar çok neden ler var ki her defasında neden diyorum. Şimdi bir sigara yaktım derince çektim gözlerimi kapatarak, dumanı ciğerlerimde hissettim ve yine sığındım yanan sigaraya ve neden dedim. Yardım isteyenlere kendimi zorlarcasına yardım etmenin adı nedir, elini uzatmanın adı nedir, bu beni öyle mutlu ediyorki anlatılmaz yaşanır, sokakta, caddede yürürken gördüğüm çaresizlikler öyle ciğerimi yakıyorki, yüzlercesine, milyonlarcasına yardım etmek istiyorum, hepsine birer birer umutlarına umut olmak, dertlerine deva olmak ve tebessümlü bakışlarını istiyorum. Ben öyle ağlamak istiyorum, böyle boğularak ezilerek değil ve yine neden diyorum. Ey hayat neden, neden yardım ettiklerim beni olmadık durumlara sokuyorlar ki, neden ben hala aynı kişilere yardım edebiliyorum, onlar beni salak yerine koyarken ben yardım peşindeyim neden, benim o kadar kafam çalışmıyormu acaba neyin ne olduğunu bilmiyormuyum, işte bunlara gülüp geçiyorum, nedenleri hep aklımda hiç unutmuyorum. Ve bu insanlar hala karşımdalar, o an onların yerine koyuyorum kendimi ve yine ben utanıyorum, bunlara isyan etmiyorum asla etmedim, şuanki halimdende şikayetçi değilim olmayada bilirdi ama oldu, keşfedildim ve bu haldeyim, yazdıkca o kadar doluyor ki, sanki her şey anlamını yitiriyor, herkes ve her şey uzaklaşıyor, manasız derinliklere dalıyorum nedenleri ararken. Usul usul ağlarken, işten döndüğümde kapının açılması ile boynuma atlayan kızım aklıma geliyor, babacığım deyişi hala kulaklarımda, bana sarılışı ve huzuru, ona hiç sesimi yükseltmediğim aklıma geliyor, canı acıdığında canımın acıdığı ve onun için kaç gece ağladığım aklıma geliyor. Neden kızım uzağımda şimdi, ben neden yalnız kaldım karanlıklarda…..
Yaşamın anlamı neydi biliyormuyduk, yada bizmi yönlendiriyorduk, her insanın elinde aynı senaryo mu var acaba, manzaralar aynı roller aynı kişiler farklı. Hep el uzatan ben, her defasında koşan, belki olmayacak yükler altına giren ve tebessüm bekleyen ve hep ağlayan ben , arkamı döndüğümde hedef olan ben, bumu acaba yaşam, sebepsiz infazlar, ve aklıma yaşlı bir teyze geliyor, tanımadığım biri yolda gördüğüm, ben yürürken yanıma gelmesi ve yüz hali, yardım istiyordu, yüz halini görünce öyle üzülmüştüm ki, durumunu izah etti ve sadece memleketine gitmek icin yol parası istedi, gözlerim o an doldu, hiç tereddütsüz yardım ettim, bana dua etti ve kenara çekildi, ben yürümeye devam ettim, yeniden uzaktanda olsa arkamı dönüp bakmak istedim, baktım, teyzem her geçenden yardım istiyormuş ve yeniden üzüldüm, neden dedim, o an kandırıldığımı düşünmüştüm ama sorun değil helal olsun, o utanmasın onun yerine ben utanirim, o üzülmesin ben üzülürüm, ona göre yaşamın anlamı buymuş. Teyzem istediğim gibi olmasada en azından tebessüm etmişti, Ne yazikki devam edemiyorum cünki kardeşim geldi.. O nadir an bitmesede bitti. Cünki şu halde iken görünmek istemiyorum, halimden bile utaniyorum… Devamı gelicek.
http://kenancan.spaces.live.com/ Bilgisayardan bilgisayara ücretsiz arama yapın! Problem olmadan! burayı tıklayın! UZAKLARDAN Yaşantımızda istesekte istemesekte gerek ailemizden ve gereksede çevremizden bir takım insanlara ihtiyaç duyarız.
Sorunsuz insan yoktur zannetmiyorum, az veya çok muhakkak vardır. Bu sorunları ya zamanında çözemiyor, üstüste atıp biriktiriyoruz, ya sorunların çözümünde çok yıprandığımızı farkedip tesellimizi olmadık şeylerde arıyoruz, yada sorunlarımızın çözümü bakımından yanlış kişiler veya yerlerde cevap arıyoruz.
Genel olarak ta, sorunlarımızın en önemli nedenlerinden başı çekenleri, sevgisizlik ve ilgisizlik olarak gözüküyor ki bunlarda küçümsenmeyecek nedenlerdir. Bu tip nedenlerde bana göre, hemen dışarıya yönelmek veya yöneltmek yerine, durum fark edildiği andan itibaren, hem görsel, hem düşünsel hem de davranış olarak birtakım değişikliklerdir. Kızdığınız bazı durumlarda, hoş görülü yaklaşmak, onu tekrardan kazanmak için yeni reformlar yapmaktır. Armut piş ağzıma düş diye bişey olamaz, unutulmamalı dır ki çalışmadan, çabalamadan hiçbirşey kendiliğinden olmaz ve yine hatırlanmalıdır kı kaybedilen herşey, kaybedildiği andan itibaren daha çok değer kazanır. Bu tip durumlar hata yapma olasılığımızın yüksek olduğu ve geriye dönme şansımızın olmadığı durumlardır. Attığımız adımların dikkatsizliğini, sorumsuzluğunu kimseye yıkamayız ve hesabını soramayız.
Ben artık inanıyorum ki; dünyamızda her durum, her olay kati surette bir dengededir. Kötülükler kadar iyilikler, güzellikler kadar çirkinlikler, olumsuzluklar kadar mutluluklar vb.. Bizim çevremizde hep kötülükler, hep olumsuzluklar olabilir, buda yaşamın bir parçası sonuçta. Bizden istenense, nefsimize hakim olmamız, ona boyun eğmememiz dir. Doğru zamanda, doğru yerde, doğru kişiler herzaman vardır ve olmaya devam edeceklerdir. İKİNCİ MEKTUPDaha önceden anlattığın ve bildiğim kadarıyla seni sana anlatmaya çalışmıştım. Şimdi de aradaki zaman farkıyla, seni ne kadar tanıdığımı, neler düşündüğünü ve bana göre neler düşünmen gerektiğini anlatmak istiyorum. Umarım bana kızmazsın.
Geçmişini ve yaşadığın zorlukları biliyorum. Bunların izlerini hala yaşamaktasın ve bir şekilde hafifletmeye, en azından kendini biraz olsun rahat ve huzurlu hissetmen için arayışlar içinde olduğunu fark ediyorum. Mevcut şu anki ailenin maddi ve manevi yükünün hemen hemen tamamının senin sırtında olması büyük sıkıntılar veriyor ve yıpratıyor seni, hatta seni bir takım kararlara zorluyor ki, düzgün, iyi bir dille gelebilecek merhabaları değerlendirebileceğin bir atmosferin içindesin. Bu konuda kendine ne kadar güvensen de , korkuların olduğu, özellik olarak ta kaybetmekten hoşlanmadığını söyleyebilirim.
Bana göre, senin şu anki durumunun, bir karar verme zorunluluğunun bulunduğudur. Fazla da bir alternatifin olmadığı , seçeneklerin sınırlı olduğu açık. Sana daha önceden de söylediğim gibi, ya elindekileri yaşanılabilir hale getirip, olduğu gibi kabul edeceksin, ya da arzularının, umutlarının peşinde koşup, seni götüreceği yerleri sabırla ve merakla bekleyeceksin. Seni düşünen birisi olarak kırılmanı, üzülmeni ve acı çekmeni istemem. Bu yüzden, senden ricam, geçmişten bugüne kadar, hayatındaki olumlu ve olumsuz anlarını yeniden gözden geçirmen ve kimsenin etkisi altında kalmaman olacak. Bugün olduğu gibi, yarınlarda da hep yanındayım bunu bilmeni istiyorum. Günün birinde karşılaşmak dileğiyle, mutlu anlar seninle olsun. Kenan Can. ÇOCUKLUKKim bilirdi ki birgün büyüyüp, hayatın ağırlığı altında ezileceğimi, kendi sesimi bile duyamayacağımı.
Çocukları görünce, o yıllarım aklıma geliyor ve değişim zinciri, nerden nereye diyorum. Sade bir çizgiden karmaşık çizgiler içine. Belki çocukluğumu da eksik yaşadım, bir dondurmanın, şekerin, bir salıncağın, koşmanın, baba, kardeş sıcaklığının tadını alamadım, belki de ölümle erken tanıştım, toprağın neler alıp, neler verdiğini anladım. Oysa daha tanıyamamıştım, o yıllar ve bugünler tek hatırladığım, sarı saçlar, mavi gözler ve büyümeye başladıkça anlaşılan eksiklik ve isyan ; Ne anlamı vardıki, yaşamanın, gülmenin, en üzücü olanda, dönüşü olmayan gidişin, sevdiklerinin gözden kayboluşu.
“ARAMAKMIŞ OYSA SEVMEK, ÖZLEMEKMİŞ OYSA SEVMEK, BULUP BULUP YİTİRMEKMİŞ, DÜŞSEL BİR OYUNCAĞIM. YALANMIŞ, HEPSİ YALAN, SEVMEK DİYE BİRŞEY VARDI, SEVMEK DİYE BİRŞEY YOKMUŞ.”
Büyüdümde ne oldu ki, yine yalanlar, üzücü olaylar ve kayıplar. Kime dokunsan biri binden beter, ya kandırıyor, oynuyor, yada tehdit edip kıyıyor. Kimi mafya, balici, kimi doktor, seksci. O kadar çalış çabala oku, git simit sat, işsiz kal, sınav açılsın dedem memur olsun. Nerde ahenk, adalet var ki. Adaletçilerin adaletsizliği, satılan adaletler, platonik sevgiler, aşklar. Merak ediyorum ki; seviyorum diyen, o anda ne düşünüyor; hoşlanıyorum diyen, ne istiyor ve yalnızım diyen, ne bekliyor. Beklentilerin ötesinde bir umut, ışık varmı. Zamana karşı yürümelimiyiz, koşmalımıyız yoksa yerimizde saymalımıyız. Sorunların ortasında terk ediliş ve arkanı kollama. Gülerken ağlama, ağlarken gülme mi. Yüz halimiz nasıl olmalı ki; yürek sızımızdan, düşmenin acısından. Baktığımız şeylerin solmasını izlerken, ellerimizin ne işe yaradığını anlamak, sadece sınavlarda olduğunu zannettiğimiz, yanlışın doğruyu götürmesi gerçek miydi yoksa, yanlışlar la tanınmak, var olmak.
İmkanım olsaydı, önceki zaman mı, şimdiki zaman mı diye; şimdiki zamanın bu dramatik halini görmektense, önceki zamanın, o anlayamadığım, temiz çocukluk yıllarımı tercih eder, belki sevdiklerimle beraber, dönüşü olmayan gidişi yaşayabilirdim.... Kenan CAN.. DOST VE DOSTLUKGeçmişten bugüne, “DOST ACI GÜNDE BELLİ OLUR” cümlesine ve çağrışımına pek katılmadığımı söylemek istiyorum.
Günümüzdeki dost kavramı, anlaşabildiği sürece yakın olan kişi, dostluksa ; yakınlıktan doğan isteklerin karşılanması. Bu istekler karşılanmadığı zaman, dostluk anlaşması nedense tek taraflı fesh edilir ve asla araştırma gereği duyulmaz, çünkü dostluk kişiye göre saat gibi işlemeli ve şaşmamalı. Böyle düşünmeye sebep se, bunu zaten çok öncelerde, gelecek nesiller için düşünmüşler ki yeniden düşünme gereği duymadan, karşılığı olan; dostum bu günümde belli oldu diye kararlar verilir. Acaba o cümleye katılmalımıyız. Biz ne derece doğruyuz, dostumuz ne derece ?
Bilindiği üzere dost zor kazanılır ve hazır bahaneler yüzünden çabuk kaybedilir. Bence dost kişinin ikinci kişiliği gibi olmalı, her zaman yanımızda ve yine her zaman ellerini uzatacak diye bir zorunluluk bulunmamalı. Ayırt edici özellik olarak mesafeli, bize bağı anlayabildiği eşitlikte ve o yönde olmalı. İnanç, inanış, fiziksel görünüm, maddiyat genel olarak göz ardı edilmeli. Rahatlık , samimiyet ve güven duygusu ön planda tanıtıcı özellik olarak kişiyle özdeşmeli.
Dostluk ortaklık gibidir. Dostumuzun bir problemi varsa ve yardım almak istiyorsa, bu zaten siz sormadan dile getirecektir. Şayet yardım almak istemiyorsa, ısrarcı olmamız bağın incelmesine ve her iki taraf içinde, o dostluk kütüphanesinde farklı düşünceler oluşmasına neden olacaktır. İleriki zamanlarda da bu tür düşünceler tökezlememize sebebiyet verecektir. Problemi olan söylemiyorsa, yardım almak istemiyorsa, sorarız, yine söylemiyorsa, bunun altında kişisel nedenler aramamız çok anlamsız olur ki; bu da dostluğun basitliğini gösterir. Unutulmamalıdır ki, dostluk zaten o seviyeye gelene kadar birçok aşamadan geçmiş ve onaylanmıştır.
Zor anlarımızda, kayıplarımızda, acı günlerimizde yanımızda göremediğimiz dostlarımızı, yargılamadan, kınamadan, eleştrilere karşı savunarak, kaybetme korkusuyla nedenlerini araştırmalıyız derim. Onun düşüncelerine vakıfsak onun adına kendimize teselli verebiliriz. Tabiki nedenlerin mantıklı olduğu yere kadar.
Dost acıda söyleyebilir Acılı günümüzde de terk edebilir. Önemli olan sizin düşüncelerinizdir.
Not:
Arkadaşlar bu konu ve diğer konularda, her türlü yorum ve sorulara açığım. Bilgilerinize. 14.01.2006 23:05 Kenan CAN BOŞLUK TANe yazacağım, ne edeceğim bilmiyorum artık. Yazılan çizilen herşey hep teselli makamında oluyor. Şeffaf kalan, şeffaf olan bir şey kalmamış artık. O kadar inat ediyorum ki, belki belki diye, ama etrafımdaki insanlar, hatta yakınlarım, en yakınlarım, beni anladığını söyleyenler, anlamış gibi davrananlar. Gözlerinde , düşüncelerinde ve yaşantılarında göremiyorum, acaba onlar sözlerinde mi yaşıyor, hayallerinde mi. Bir insan acaba neden kendisi olmaz ki, yanıltır, ümit verir, olmuş gibi davranır. Neden kötülüğünü iyilikle örtbast eder ki neden, yalanlarını yeni yalanlarla kapatır süsler ki; Bir yanda ağlayan gözler, kuruyan yaşlar, diğer yanda kahkahalar atan yüzler, altı kurular.
Parayı pulu bir yana bırakın, bir insan nasıl bir ot’la emsal biçilebilir ki. Evet bir insan ve bir ot. Bana dokunmayan bin yaşasın düşüncesi, banane, yaw sanane kelimelerinin umursamazlığı, işgüzarlığımız ve bahanelerimiz. Bilinmezlikte, bilinmezliğe doğru kesişen yollarımız, var olduğu bilinen ve asla görünmeyen saygımız, gücün esareti ve merakımız.
Deliler gibi bağırmak, çağırmak istiyorum ama olmuyor. Kime bağırayım, kime ne söyleyeyim ki, suç yok suçlu yok. O kadar insanla yalnızlık ve mahkumiyet üzücü bir durum, beter olanı ağlayamamak, haykıramamak; ve boşluk.
Bir yandan da;
Varsayalım her tarafın karanlık veya aydınlık olduğunu; Tüm insanların iyi veya kötü olduğunu; Herkesin birbirini sevdiğini veya nefret ettiğini; Hep doğru veya yanlış olduklarını;
DÜŞÜNÜN;
Düşüncelerinizi lütfen e-mail yoluyla veya hemen altta bulunan satırda Comment( ) i tıklayarak mesajınızı gönderebilirsiniz. KÖTÜ ANILAR - 1SAÇMALARDAN SEÇMELER – 1 (GERÇEK)
Tam tarihini hatırlamıyorum ama, bir tutku, bir fantazi uğruna çok feci hırpalandığımı iyi biliyorum.
Dediğim gibi bahsi geçen konuyu gerçekleştirmek üzere yola koyulduk, tüm senaryolar hazır, aksilikler hariç tabii. Zamansız bir telefon olayın tüm iştihamını alıp götürdü ve hayal kırıklığı tabii. Misafirimin acilen gitmesi gerekiyormuş, aracı öyle bir yere çekmişim ki gideceğimiz mesafe bir saat sürer. Bu durum moralimi bozmuş ve bir an için psikolojim bozulmuştu. Misafiri gideceği yere bıraktıktan sonra kendimi alkole verdim tabii çok değil. Yol üzerinde bir benzinlik gördüm ve benzinliğe ters girdim, çıkarken de ters çıkacağım malum. Bir sinirle tam benzinlikten çıktım, karşımda motorsiklet ve üzerinde iki kişi, muhtemel bir kazayı çabalar sonucu atlatmıştık ve yoluma devam ettim. Bir müddet sonra, seyir halinde iken öyle garip küfürler duymaya başladım ki, oda ne, motorsikletliler takip etmişler ve hemen solumdalar, öyle bir bağırıyorlar ki mahalle ayağa kalkıyor. Kenara çeeeeek, kenara çeeeeek diye bağırıyorlar. Yapacak bir şey yok kenara çekmekten başka. Tam aracı kenara çekmek üzereyken, motorsikleti aracın önüne kırdılar ve frene bastılar. Artık iş çığrından çıkmıştı ve ben frene basıyım diyene kadar çoktan onları aracın altına almıştım, uzun bir mesafe sürüklendiler ve nihayet durabildim. Bu durum beni çok korkutmuş ve hayatlarından şüphe etmeye başlamıştım, acil hastaneye yetiştireyim diye tam kapıyı açacakken, kapı kendiliğinden açılıverdi, inmeye bile fırsat bulamadan iki kaşımın ortasına bir yumruk geldi ama öyle böyle değil, yan koltuğa seriliverdim, ilk vuruşta kanlar fışkırmaya başladı ki daha durun. Ben hala araçtan inmeye çalışıyorum, derken diğeri bir yumruk attı, ben doğruldukça bu durum sürekli tekrarlanıyordu, bir ara ayaklarıyla vurduklarını fark ettim, yaklaşık yirmi dakika boyunca bu durum devam etti ve artık yoruldular. Perişan olmuştum, araçtan sonunda inebildim ama, gözlerimin ikiside kapanmış, görebilmek için başımı 80 derece yukarı kaldırmam lazım. Neyse olay mahallinde en az 60 kişi var, sağolsunlar seyirciler ki muhteşem bir gösteriydi ve seyredilmeye değerdi, bir alkışlamadıkları kalmıştı.
O gün değişiklik olsun diye beyazlar içindeydim, olay sonucu biraz desenli olmuş, adeta dalmaçyalıya dönmüştüm. Derken polis ekipleri geldiler ve motorsikletlilerle konuştular, ardından yanıma geldiler ve ne yaptılar sana böyle, bir tanesi askerden izne gelmiş, şikayetçi olda günlerini gösterelim dediler. Polislerin öyle söylemesi içimi burkmuş ve tereddüt boşluğuna girmiştim, acaba şikayetçi olsamıydım. Biraz zaman istedim ve çocukların yanına gittim, teşekkür ettim ikisine de, böyle bir şekle ihtiyacım vardı, bayağı bir stres attınız üzerimde, bende rahatladım iyi oldu dedim. Bu arada seyirciler şikayetçi olmam için, açıklamalar yapıyorlar, beyanatlar veriyorlar. Sabahtan beri müdahale etmeyen seyirciler neden se mutlu sonda katkıda bulunmak istiyorlar. Çok üzücü bir durum. Ve karar verdim nihayetinde, ekiplere arkadaşlar gitsinler dedim, bu seferlikte böyle olsun deyip, bir eczaneye pasuman yaptırttım.
Eve gittiğimde ise ağızlar iki metre açılmış ve yeni şeklim şaşırtıcı gelmişti. Hiiç konuşmadan derin bir uykuya daldım, iki hafta kendime gelemedim ve kötü olarak imlenen bir anı olarak kaldı. BİR MEKTUPSevgili N...n;
Kimi zaman keşke seni hiç tanımamış olsaydım diyorum, bile bile tutsak kalmazdım anlamında, kimi zaman iyi ki tanımışım, saklı, uzak duyguların çıkışı açısından, kimi zamanda, yoksa bana verilen bir dersmiydi acaba diye, yani ne seninle ne de sensiz.
Normal olarak, kendi açımdan söylüyorum bunları, ama kesinlikle kimseyi yargılamıyorum, zaten yargılama gücümde yok. Karışık ve yabancı olduğum bir durum bu ve sıcak bakmadığım, prensiplere ters düşen. Ama gel görki, kişiyi kişi yapan öz nitelikler bile kimi zaman, karşı koyulamaz güç karşısında değişebiliyor. Kendimizden kişiliğimizden ödün verip durumumuzu anlatamıyosak ne ala.
Kendimi bildim bileli hep insanları ve yaşayış biçimlerini anlamaya çalıştım, ama asla karışmadım, karışamam. Elbetteki benim yaşantımda da eksik olduğum veya sorunlarım olmadı değil, belki kimi insanların taşıyamayacağı kadar yük var üzerimde, kimseye paylaştıramadığım, hala yükümü hafifletecek birilerini aradığım. Görüyorum ki insanlar ufacık problemlerinde bile, sanki ayaklarını kaybetmişçesine yıkılı veriyorlar, umut bağlayıp medet umuyorlar, şiirler yazıyorlar, türkülerle ifade ediyorlar, bir şekilde dile getiriyorlar. Ne garip dünya ki insanları da garip. Sevgileri, pazardan domates alır gibi niceliksiz ve görsel, amaçları, eskiden beri var olan hırs ve tutkuları, yaşamları tatminkarlık ve gereksinim, paylaşımları sıradan ve dikkatsiz, olumlu anları, tatminkarlıklarıyla ölçülüyor. Öyle ya her şey insanlar için değilmi ? Zaman öyle bir zaman ki insanlar nedense hep görmek istedikleri veya alıştıkları gibi bakıyor, yanlış olsa bile kendilerini öyle yapılandırıyorlar. Duymak istediklerini söylemediğinizde, kusur arıyor hatta yargılıyorlar. Dediğim gibi garip dünyanın garip insanları.
Evet N...n, ben ne istediğimi çok iyi biliyorum. Benim noktam sensin, son durağım ve durdum bekliyorum. Hani günün birinde, gelecek için, geleceğimiz için düşündüklerin nedir diye bir yöneltin olmuştu ve yanıtsız kalmıştı, eğer hatırlarsan; O an çok şey söylemek istedim ama olmadı, düğümlenip kaldım öylece, oysaki benim aile modelim, sıcak ve düzenli bir yaşam, maddiyatın satın alamayacağı bir anlayışla birbirine bağlı ve sadakatli, ailemle geçireceğim her bir saniyeyi, hiçbir şeyle ölçemeyeceğim bir ortam. Örnek gösterilecek birer Anne ve Baba, çocuklarımızın öğündüğü ve bizimle konuşmaktan çekinmeyecekleri, kendilerini rahat hissedecekleri bir ortam. Bağların güçlü olduğu, engel tanımayan duyarlı bir yapı.
Bu belki, günümüz şartlarında imkansız gibi ama hayal bir model işte. Tanıştığımızdan beri, yanlış yerde ama doğru zamanda ve doğru kişi diye düşünüyordum, o yanlış yeride düzeltmeyi umuyordum. Derler ya zaman her şeye kadirdir diye, katılmıyo değilim, nedeni ise ilerleyen zaman aslında durumun gözüktüğünden de çok farklı boyutlar taşıdığı ve gayesini aşacağı, neticesinde de belki de daha vahim bir sonuçla, içinden çıkılmaz bir durumla karşılaşacağımız olgusu yerleştiğindendir. Ne yalan söyleyeyim, senin varlığınla mutlu oluyordum, hayata dair , hayata geçirilecek bir çok istekler vardı. En azından o muhteşem heyecanı seninle yaşadım ve yaşamak isterdim gideceği yere kadar, ama olmadı. Dediğim gibi zaman ilacı bizi kendimize getirdi ve gerçekleri gösterdi. Gelecekte senin zaaflarını yenmeni umut ediyorum ve başaracağına kanaat getiriyorum, problemsiz hayat düşünülemez tabi ki bu yüzden bakış açınıda değiştirmen gerekiyor, bunların dışında tüm söylenenler bir yana yinede seni tanıdığıma memnunum tabii bana düşen ders payınıda aldım ve içimde bir yere sakladım üstünü örtmeye çalışıyorum. Hayatın boyunca mutluluklar yakanı bırakmasın, güzellikler seninle olsun. Günün birinde karşılaşmak dileğiyle, yaşantına devam et. Saygılar Kenan CAN. SEVGİ--HAYATIN İÇİNDEN--
16.10.2005
Sevgiye hasret gönüllerde ufak bir ışık olmak bile aslında mucizelerin en büyüğüdür.
İnsanoğlu hep hisleri ile yaşamış, hep hisleri ve hayalden arındırılmış düşünceleri çerçevesinde
kendini geliştirmiş bir varlıktır. İnsan ihtiyaçları doğrultusunda hareket eder ve bunların karşılanması
bakımından çözümler üretir. Düşünün ki insanoğlunun yaradılışından günümüze ne kadar yol kat ettiğini, dillerinden tutunda, dinleri, yaşam şekilleri, yargı değerleri ve çoğalmaya başladıkça artan ihtiyaçları.
İnsanoğlunun çoğalmaya başlamasıyla insan ilişkilerinde farklılaşımla birlikte ayrılıklar, anlaşmazlıklar ve ayrı kültürler oluşmaya başlamış. Oluşan bu ayrı kültürler kendilerine öncekinden daha farklı değerler getirmiş, inanış ve inançları doğrultusunda hep daha fazlasını arzulamış ve aralarında akıllı olanları kendilerini belirli bir statüye koyarak benimsedikleri kültürlerinin patronu olmuşlar. Aslında başlangıç noktalarının aynı olduğu, ancak üremeye devam ettikçe gelen yeni neslin, yeni ihtiyaçları bu yaşam oyununun standartlarını değiştiren en büyük etken olmuştur. Bütün bu olay ve etkileşimler insanoğlunda yeni kavramları da beraberinde getirmiş. Artık yaşamlarında sevgi denen bir kavram varlığını göstermiş. Bu kavram gün geçtikçe insanları daha da mutlu etmeye başlamış ve bunun paralelinde sevgi insan iradesini ele geçirmiştir. Bu aslında insanın yaşam kaynağı ve huzuru bakımından mutlak çözüm olmuş, ancak bazı kesimlerde yozlaşarak nefret ve kıskançlığı da beraberinde getirmiştir. Yaşam ilerledikçe yozlaşan sevgi aranılır hale gelmiş ve çıkar ilişkilerine dayatılmış, günümüze kadar ulaşmıştır. Sevgi O kadar çok değişikliğe maruz kalmıştır ki insanlar nasıl seveceğini ve sevileceğini anlayamaz hale gelmiş.
İşte gönüllerimizin hasret kaldığı gerçek sevgiye bir umut ışığı bence insanoğlu için olabilecek en büyük mucizedir. YANLIZLIKYalnızlık, içinde o kadar farklı boyutları barındırırki aslında yaşamaya değerdir diye düşünüyorum.
İnsanoğlu yalnız kaldığı zamanlarda gerçeği tanıma, analiz etme, en azından kendisiyle yüzleşme fırsatı bulabilir. Kendisini bir an yalnızlığın kollarına bıraktığında, en yararlı dostunun kendisi olduğunu anlar. Geçmişten geleceğe tüm yaşamının kendisine sormuş olduğu tüm soruları o an cevaplandırır ve vicdanını rahatlatır,sorgular.
Yaşam, amacı gereği rahatlık, zorluk ve güzelliklerle zamana paralel olarak ilerler. Zaman ilerledikçe tüm organizmalar yaşamın, yaşamının getirmiş olduğu pozisyona ayak uydurmaya çalışırlar. İnsan olarak bizlerde belirli bir yaşa kadar, bildiğimiz, bize öğretilenler doğrultusunda zamana ayak uydurmuşuzdur. O yaşa kadar, geçmişte bize öğretilenleri hiç sınama şansı verilmemiş ve bir nevi mecburlara itilmişizdir. Bu mecburlar hep kişisel sorunlarımız olarak beynimizin bir köşesinde yer tutmuştur.
İşte bu seviyeye gelmiş bir insanı örnek olarak gösterirsek, bu insan geleceğe nasıl uygun adımlar atabilir ki, yaşamın getirdiği rahatlığı anlayabilir mi, güzellikleri yaşayabilir mi, zorlukları aşabilir mi. Bunların cevabını kim verebilir sizce.
Normal olarak bu soruların herhangi bir cevabı olamaz. Kişiye özel cevaplardır bunlar. Diğer insanların müdahaleleri , önerileri ve eleştirileri arasında, sadece kendisiyle baş başa kaldığında, milyarlarca seçeneği eleyerek, muhasebesini ve vicdanını rahatlatarak, kendi anlayacağı ve o şekilde ifade edebileceği bir düzene sokarak, alacağı kararlar neticesinde yaşayarak en iyi dostu sayesinde bulabileceği cevaplardır.
19.11.2005 11:22 Kenan CAN PAYLAŞIM
Hayat her zaman her şartta paylaşıldığı zaman güzel ve anlamsal olarak yaşamaya değerdir.
Günümüz insan manzaralarına sadece göz ucuyla baktığımızda bile hep uydurma şeylerle karşılaşıyor, kimi zaman istemesek bile ayak uydurmak zorunda kalıyoruz. Bir şekilde var olduğumuzu, nefes aldığımızı, düşünebildiğimizi kavrayabiliyor ancak yönlenemiyoruz. Tabiki duruma göre yöneltimizin tayini olasıdır, fakat temel olan değerlerimizin eksikliği, durumun cazipliğini yitirmesine, hatta biz hareket edene kadar geçmişte kaldığını fark ederiz.
Normal olarak hayatın çok yönlü yaşanması imkansızdır. Önemli olan dersimizi ve tadımızı alabilmek, hatalarımızı tanıyabilmek ve pişman olmamak. Çevremizdekilerinden yararlanmak yerine, zararsız adımlar atarak onların bize yönelmesini sağlamak ve paylaşmaktır. Elbetteki mutluluğun bir formülü olmadığı gibi, paylaşımlarında bir formülü yoktur. İnsan kendini eğittiği ve alabildiği kadar yaşamına renk katmaya çalışır. Paylaşımlardan alınacak mutluluklar için duygularımızın fedaisi olmak yersiz, diretici ve inatçı kişiliğimizi ortaya koyar ve kimi çevrelerce tasvip edilmeyen davranışlar olarak nitelendirilir ki buda bizim imlenmemize neden olabilir.
Paylaşım sadece paylaşıldığı kişiler ve onlara verilen önem edası ile olmalı ve bir anlık gerçek yaşamdan soyutlanarak oluşan atmosferin havasını alabilmekle mümkün olabilir.
DÜŞÜNEN İNSAN
28.11.2005 Saat: 23:15 Civarı
Öyle günlerim oluyor ki , insanların bu çaresiz, çelimsiz ve çılgın hallerini gördükçe gözlerim doluyor, duygu ve bir nevi nefret seliyle anlamsızlığa doğru sürükleniyorum.
Zamanında, güneşin doğuşunu görmemişlermiydi , o güzel ihtişamıyla mutlu olmamışlarmıydı. Rüzgarın serin serin esmesini, pencereden yağmurun, karın yağışını izlememişlermiydi nefessiz düşüncelere daldıklarında. Kendilerini bulutların bile üzerinde hissetmemişlermiydi anlık sevinçlerinde, doğanın muhteşem ve kusursuz halini izlememişlermiydi sevdikleriyle, kuşların ve çocukların cıvıltılarından haz almamışlarmıydı ağlamaklı bakışlarıyla en mutsuz anlarında, kimseye zarar vermeden gitmiyormuydu her şey yolunda, karamsar dünyanın azimli insanları değillermiydiki yanıltıcı olmadan.
Şimdi ne değişti ki, zaman mı, yoksa güneş artık eskisi gibi doğup ısıtmıyormu veya en yangınlı günlerinde rüzgar serinletmiyor, pencereden bakarak düşünmüyorlar mı, çok mu hakirsin varlıksız, sefilliğe mi sürüklendin, yoksa zengin ve alımlımısın satın alacak kadar insan, çok mu güçlüsün çaresizlik kadar, inancını mı yitirdin ki nedir bu saymazlığın, duyumsamazlığın, oysa sen değilmiydin müşgül durumlarında ellerini açıp niyaz eden yakaran.
Evet şimdi ağlıyorum, bunların sıkıntısı, ağırlığı bir şekilde acıtıyor. Anı yaşamak değil anlamak değilmiydi asıl olan, görsel dünyanın efektlerine kanmakmıydı gerçek olan ve öyle davranmakmıydı hak etmemecesine karşındakine. Bir soru nun tek, sorunun binlerce çözümü yokmuydu ki kahrolmak yerine. Yakalamak değilmiydi düşeni tekme atmak yerine. Gaddarlaşmış, yobazlaşmış dünyaya inat güzellik değilmiydi , var olan içimizdeki sevgimiz çiçekli bahçemiz, var oluşumuzun gayesi. KİŞİSEL VE TEKNİK ÖZELLİKLERAslında çevresine olan iletileri kadar, düşüncelerini uygulayan veya pek paylaştığı söylenemeyen beklide uygulama korkusu olan birisi.
Yapmak istedikleri ve yaptıkları arasında sürekli bocaladığı, birtakım kendince çelişkili gözüken hayatına, yeni bir akım, desen ve ihtimallerden arındırılmış yeni bir çizgi oluşturma gayesinde. Kuşkusuz ki yaşam mücalesinde yaşamsal olarak diğer insanların da olduğu gibi kararlı, ama yaşamın sadece beslenmek ve fiziki ihtiyaçların karşılanması olmadığının da bilincinde. Çoğu insana göre, belki, kendi halinde, pek konuşmayan, kimseye karışmayan, fazlada bir özelliği olmayan, haberli-habersiz kişiler arasında özel hayatı sakız olan, çok çalışkan ve iş konusunda pratik olan, bazı kesimlerin takdir ettiği, bazılarının da sorumsuz olarak gördüğü, örnek ve rivayetlerinin gerçek olduğu aşikardır. Bu çoğu insanlara cevap olarak onun düşündüğü, insanları küçümsemek namına değil de, onların düşünceleri bakımından onlarla bir takım diyaloglara giremeyeceği, girse de zaten o insanların ne, kim, nedir, nasıldır, ne yapar, yaşantısı v.b. soru ve sorunlarını analiz ettiğinden boşa konuşacağının şüphesizliğine inanmışlığındandır. Özel hayatına gelince, insanların ne düşünüp söylediklerinin aslında pek de umurunda ve önemi olmadığı, bilakis insanlara değer verirken bunları da göz önünde bulundurduğu hatta kimilerine de bu konuda teşekkür ettiği malumdur. Hem bu durum aslında o şekilde düşünenlerin, sanki bir gazete kupüründen okumuş gibi veya haberlerde yayınlanmış gibi ağızdan ağız’a dolaşmasının, insanların söyleyen ve dinleyenlerin kişisel ayıbının olduğunu da bile- bile, hakaretler yağdıracağı yerde, teşekkürü seçmesi de çok ilginçtir. Özellikleri, insanların pek çözemeyeceği, beklide hiç uğraşmayacakları, belki sıradan beklide verimli bir düşünce sistemine sahip olduğu, düşüncelerinin de mantık çerçevelerini aşamayacağı, kararlarını da, zaman ve imkan olasılıkları haricinde hep mantığıyla aldığı, olayların ve diyalogların, hataların ve pişmanlıkların neler alıp ve götüreceğini genelde tahmin etme yeteneğine sahip, sonuçlarını da kabul eden, tabi ki birtakım ihtiyaçlarının karşılanması için insanlarla farklı ilişkiler kuran, kalıcı olmayı hedefleyen, ilgiye, şevkate ve sevgiye kendisinin verdiği kadar muhtaç olan bir adam.
Bunların dışındaki hobileri, özellikleri fiziksel ve kullanılabilirlilik vb. gibi, sadece normalden ibaret olduğu, bilgisayar ve donanımından aşırı derecede anladığı, bunun yanında bilgisayar programcılığı ve birkaç programlama dili bildiği, klavyeyi çok seri kullandığı, iş ve çözümleri bakımdan pratik olduğu, müzik dinlemeyi ve genelde halk müziğinden hoşlandığı, kültürel faaliyetlere katıldığı, insanlarla konuşmayı çok sevdiğini, enstroman olarak bağlama çalmayı ve fırsat buldukça ilerletmeyi düşünen, klasiklik, sabitlik ve taklitçilikten hoşlanmayan, genelde yalnız olduğundan, yalnızlığı seven, mesleği muhasebeci olan, sıcakta terleyen, soğukta üşüyen bir kişi. |
|
||||
|
|